DOLMENLER
Paralel düzenlenmiş bir döşemeyi taşıyan taşlardan meydana getirilen odalara "Dolmen" denir, bunlar mezar odalarıdır. Dolmenler, mezarların.temellerinin yanı sıra özellikle seramikten ve taştan yapılmış nesnelerin sunulduğu sunaklar da bulunmuştur.
daire ya da çeşitli biçimlerde olabilen mezar odası ile giriş koridoru, yapının merkezini oluşturur.
dolmenler, taş (kurgan) ya da toprak (tümülüs) yığınıyla aynı sınıfa sokulur.İçlerinde en eskileri 4000 dolayına tarihlenmektedir.
neolitik çağ insanları ölülerini, önceleri toprağa açılmış tek tek çukurlara gömmüşlerdir. 3. binden başlayarak da yüzlerce ceset toplu mezarlara konulmuştur.
Dolmen olarak tanımlanan ve yerel olarak "kapaklıkaya" olarak adlandırılan anıtlar dik olarak konan büyük taş blokların üstlerinin aynı tür taş kapatılması ile oluşur. Bunların bir arka odası, bir orta odası ve bir ön giriş kısmı vardır. Odaların önünü kapatan taşta da "ruh deliği" olarak tanımlanan değirmi bir açıklık vardır. Bugün çoğu açıkta olan bu anıtların etrafında bir çevre duvarları ve çoğunun da üzerinde, taşlardan oluşan bir tepeciğin olduğu bilinmektedir. Mezar olarak kullanılan anıtlar MÖ 12. yüzyılda yapılmaya başlanmış, bazıları ikinci kullanım ile 7. yüzyıla kadar gelmiştir.Bu tip mezarlar içinde çanak çömlek, ip baskı ya da oluk bezemeli, koyu renkli kaplarla birlikte, az da olsa maden alet ve takılar da bulunmaktadır
Dolmenler çeşitli şekiller gösterirler:
· Basit Dolmen: Ayakta duran iki veya birkaç taşın üstünde, yatık durumdaki büyük bir taştan oluşur. Bu ilkel dolmen, bazen bir tümülüs ile örtülüdür.
· Kubbeli Dolmen: Bu tip dolmende, harçsız taşlarla örtülmüş ve kilit taşıyla kapanmış bir kubbe görülür. Yunanistan'da "Tolos" denilen bu tür inşaata, Fransa ve İrlanda'da bugün dahi çoban kulübeleri arasında rastlanmaktadır.
· Örtülü Koridor : Son çağ dolmenlerinin hepsi bu türdedir. Bütün anıt, üstü örtülü bir geçitten ibarettir. Bunun bazı kısımları delikli bir taşla ayrılır ve bazılarında rölyeflere rastlanır (Rölyef, kabartma olup, heykel sanatının bir çeşididir. Bir figürün çıkıntıları, derin bir şekilde zemine bağlı olarak çıkarılmışsa "yüksek rölyef", eğer çıkıntılar hafif bir biçimde belirtilmişse "alçak rölyef" adını alır).
L A H İ T M E Z A R
LAHİTLER :
Pişmiş toprak,taş yada mermer gibi maddelerden yapılan, içine ölünün yerleştirildiği sanduka.kenarları kagir,üstü kapak taşlarıyla örtülüdür. Yapısı ölünün statüsüne göre değişir, dış kısımları muhtelis kabarmalarla resimlenir, kurşun dökümle kaplı olanları da mevcuttur.
Önceleri yakılan ölülerin küllerinin saklandığı lahit'ler, sonradan birer mezar olarak kullanıldı. Lahitlerin birer oda veya küçük ev biçiminde yapılması, ölülerin öbür dünyada yaşayacakları inancından gelir. Bu fikri destekleyen Mısır'da bulunan lahitler,ve ölü evi türleridir.
Lykia lahitleri de, ölü evi biçiminde yapılan lahitlerin en eski örnekleri arasında yer alır. Bu lahitlerin, kubbe biçimi kapakları, ev cephesini andıran yanlarında kapı ve pencere boşlukları vardır. Bu tür lahitler Lykia'da M.Ö. VI. yy.dan imparatorluk devrine kadar gelir. Sayda'dan (Eski Sidon) getirilerek İstanbul Arkeoloji müzesine konan Lykia lahti bu türdendir. İkinci türden lahitler hareon tipindedir. Bu türün en açık örneği Helenistik çağ eserlerinden İstanbul Arkeoloji müzesindeki, ağlayan kadınlar lahtidir.
Kline lahitleri, daha çok ölünün odasındaki yemek masası veya yatağı durumundadır. Etruria'da bulunan bir türe girer. Genellikle niş içinde duran bu lahitlerin iç tarafları süslüdür. IV.-III. yy. lahitleri yemek sofrasını andırır. Kline türünden olan lahitler Frigya ve Paphlagonia'da görülür. Zengin boyalı klineler daha çok Lydia'da bulunur.
İmparator Adrianus devrinden kalma kabartmalı anıtsal lahitler vardır. Bunların çoğunda yalnız görünen cephe, kabartmalarla donatılmıştır. Asya tipi lahitlerin kapakları birer yatağı andırır. Üzerinde karı koca tasvirleri görülür. Bu tasvirlerde erkek, elini karısının omuzuna koymuş durumdadır. Başka bir lahit türü de Gırlandlı lahitler'de, ortaya çıkar. Bu tür lahitlerin M.S. I. yy.da Anadolu'da geliştiği, sonradan Mısır, Suriye, Yunanistan ve Roma'ya yayıldığı ileri sürülür. Bu lahitlerin en gelişmiş örnekleri, köşelerinde bukranion (öküz kafası) tarafından taşınan girlandlarla süslü olanlarıdır. Bu biçimin sunaklardan alınarak lahitlere uygulandığı sanılır.
Gırlandlı lahitler önceleri natüralist bir üslûpta yapılırdı. Sonraları bu süslemeler, belli ve değişmez nitelik kazanarak, uslûplaştı. Bunların da kaynağı Anadolu'dur; bu lahitlerin bellibaşlı özellikleri semardan biçimli kapaklarında görülür. Kısa yanlarında üçgen birer alınlık vardır. Alınlıklarında genellikle medusa başı ve rozas (gül bezek, yıldız bezek) tasvirleri yer alır.
Klazomenai lahitleri
Klazomenai üretimi terrakotta lahitler anıtsal yapıları ve zengin bezemeleriyle 19. yüzyıldan beri dikkatleri çekmiştir. Dikdörtgen formlu, sıklıkla köşe içlerinde çıkıntısı olmayan, uzun ve kısa kenar pervazları yaklaşık eşit genişlikte, dalgalı çizgiler, meander motifi ya da İon kymationu ile basitçe bezenmiş lahitlere, Oikonomos’un kazılarından dolayı Monastirakia sınıfı adı verilmiştir. Dikdörtgen ya da daha sık olarak trapez formlu, köşe içlerinde çıkıntılarla desteklenmiş, ayak ve başucu pervazları yan kenar pervazlarına göre daha geniş tutulmuş ve zengin bir şekilde bezenmiş olan grup ise “kanonik” Klazomenai lahitleri olarak adlandırılmaktadır. Lahit pervazları önce açık renkli bir astarla boyanmıştır. Uzun kenarlar örgü motifi ile bezenmiş, örgü motifinin iki ucuna ise metoplar içine bezemeler yapılmıştır. Baş ucu pervazı sıklıkla siyah figür tekniğinde monomakhia, savaş ve mitolojik sahnelere ayrılmıştır. Klazomenai siyah figürünü andıran, ancak kullanılan malzeme gereği ayrıntıların kazıma çizgiler yerine, beyaz boyayla belirtildiği bu sahnelerde ek kırmızı renk de kullanılmıştır. Ayak ucu pervazında ise sıklıkla yaban keçisi stilindeki seramikten tanınan rezerve teknikte hayvan figürleri çizilmiştir. Bazı örneklerde lahitin tümünün rezerve ya da siyah figür tekniğiyle bezendiği görülmektedir. Ender olarak kırmızı figür tekniği de denenmiştir.
Klazomenai kazıları lahitlerle ilgili görüşlerin tekrar ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Yıldıztepe Nekropolis'indeki tabakalanma, Monastirakia sınıfı lahitlerin kanonik lahitlerin öncüsü olmadığını göstermektedir Dolayısıyla Monastirakia sınıfına göre yapılan ve figürlü “kanonik” lahitlerin bunlardan daha sonraya tarihlendirilmesiyle ortaya çıkan kurgu üzerine tekrar düşünülmelidir. Hem Yıldıztepe, hem de Akropolis güney yamacında yapılan kazılar yaban keçisi stilinde ve figürlü lahitlerin ressamlarının elinden çıkmış seramik örneklerini açığa çıkarmıştır. Bu da yaban keçisi stilinde bezenmiş figürlü lahitlerin, bu stilin seramik üzerinde moda olduğu dönemde yapılmaya başlandığının bir kanıtıdır.
DOMITIAS IULIANUS VE DOMITIA PHILISKA LAHDI
Perge, i.S. II. yy. Sütunlu Küçükasya Lahitleri grubundandir. Kline seklinde kapakli olan bu tip lahitlere ilk bulundugunda Sidemara tipi lahit denilmekteydi.
Kapaginda yer alan Eski Yunanca yazitta:
"C.Domitias Iulianus ve onun hayat arkadasi C. Domitia Philiska'nin lahdidir." denilmektedir. Kapagi Kline (yatak) ?eklindedir. Yatak üzerinde kari ve koca uzanmis sekilde tasvir edilmistir. Erkek bir elini karisinin omuzuna koymus, diger eliyle bir rulo tutmaktadir. Bu rulo ile erkegin bilgi ve sanata verdigi önem vurgulanmaktadir. Kline dört ayakli bir yatak ve üzerinde silteden olusur. Önde iki Eros oturmaktadir. Klinenin yan taraflari geyik basli, kanatli, balik kuyruklu bir yaratik ve çift kuyruklu yunuslarla süslüdür. Arka köselerini Pan baslari süslemektedir. Lahdin arka teknesi üzerinde burmali sütunlar arasinda duran figürler yüksek kabartma olarak yapilmistir. Lahdin teknesindeki sahneler sirasiyla:
I. DAR YAN : Solda giyimli bir kadin, yaninda bir kurban bogasi; sagda elinde bir rulo tutan giyimli bir erkek, ortada ise öteki dünyayi sembolize eden bir kapi, kapinin önünde bir sunak yer alir. Sunaktan alevler yükselmektedir. Bu sahne ölü kültü ve Hades'le ilgilidir.
I. UZUN YAN : Bu yüzde solda oturan bir kadin elinde kagit rulo tutmaktadir. Ayni sekilde diger kösede elinde rulo tutan bir erkek oturmaktadir. Ortada iki kadin ve bir erkek ayakta durmaktadir. Bu yüzdeki figürlerle mezarin sahibi olan çiftin sanata, bilgelige ve bilgelere verdikleri de?er vurgulanmistir.
II. DAR YAN : Yine sütunlar arasinda elinde kagit rulo tutan giyimli iki erkek ve ortada bir kadin figürü yer almaktadir.
II. UZUN YAN : Sandalyede oturan giyimli kadin, ayakta elinde rulo tutan giyimli bir erkek, ayakta yas tutar vaziyette giyimli bir kadin, ayakta duran giyimli kadin figürü yer almaktadir.
ARIADNE LAHDİ
Perge I.S II. yy.Aksu ( Perge ) bulunmuStur. Ince gözenekli beyaz mermerden yapilmis bir lahit kapagidir. Dogal kaya seklinde islenmis kline (yatak) üzerinde Mitolojide anlatildigi gibi Ariadne uzanmis ve basini sol eline dayamis uyurken betimlenmistir. Ariadne, gögüslerini ve göbegini açikta birakan ince bir giysi giymistir. Ayaklarinda sandallari vardir. Sol koluna yilanli bir pazubant takmistir. Basinda bant vardir.
Bu lahit kapaginda Dionysos'un Ariadne ile ilk karsilasmasi mitolojideki tüm ayrintilar verilerek anlatilmistir. Minos'la Pasiphane'nin kizidir. Theseus, Girit'e Minotauros'la çarpismaya geldiginde Ariadne ona görür görmez asik olmus. Minotauros'un bulundugu 1001 dehlizli magarada kaybolmamasi için eline bir yumak iplik vermis. Canavari öldürdükten sonra Theseus'a çikis yolunu bu iplik göstermis. Sonra Theseus, Ariadne'yi kaçirarak Naksos adasina götürmüs. Ama Theseus kizi bir gece uyurken adada tek basina birakarak kaçmis. Ariadne uyandiginda adada yapayalniz ve terk edilmis oldugunu anlayinca üzüntüsünden aglayip sizlamis. Ariadne aglamaktan bitkin bir halde bir kaya üzerinde uzanmiş uyurken adaya tanri Dionysos gelmiş. Ona görür görmez vurulan ionysos, elindeki taci başina takmiş. Fakat taç, Ariadne'ye dokunur dokunmaz göklere yükselip yildiz olmuş. Daha sonra da muhteşem bir düğünle evlenmişler.
GIRLANDLI LAHİD
Perge, I.S. II. yy.Tipik örneklerden biridir. Bu tip lahitlere Pamphilia tipi lahitler de denir. Perge atölyesinin özgün bir üretimi oldugu bilinmektedir. Üzeri semerdam seklinde kapakli, köselerde Nikeler uzun yanlarda Eroslar tarafindan tasinan ve lahdin teknesini çepeçevre dolanan girlandlidir. Köselerde Nikeleri Sphenksler üzerinde durur. Uzun yanlarda Eroslar yunuslar üzerinde durmaktadir. Girlandlar tenealarla (serit) süslenmistir. Dar yüzlerde birer Medusa basi, uzun yüzlerde girlandlar arasinda ortada Medusa basi, ker iki yaninda masklar yer almaktadir. Dekoratif amaçli girlandlar arasindaki bu ögeler mezari korumak için yapilmislardir. Kapak çatiya benzetilmis, kiremit ayrintilar bile islenmistir. Yassi kiremitlerin uçlari bitki ve mask formlu çörtenler ile son bulur. Tepe ve köse akroterleri palmet seklindedir. Her iki alinlikta kalkan yer alir.
GIRLAND : Yaprak, çiçek ve meyvelerden olusan, uçlarindan asilan, tenea adi verilen seritlerle süslenmis bezemedir.
EROS : Ask tanrisi. Genellikle lahitler üzerinde kanatli, çiplak, küçük ve sevimli bir çocuk seklinde tasvir edilir.
NYKE : Zafer tanriçasi. Kanatli ve giysili kadin seklinde tasvir edilir.
SPHENKS : Kadin yüzlü, gögüslü, aslan ayak ve kuyruklu, disi hayali yaratik. Eski Misir'dan Yunan ve Roma'ya geçmistir.
MEDUSA : Gorgorlar adi ile anilan üç kiz kardesten ölümlü olani. Saçlari yilanlarla örülü, alninda yabandomuzu disleri olan, tunç elli, altin kanatli yaratik. En önemli özelligi bakislari ile karsisindakini tasa çevirmesidir.
MASK : Maske. Eski Yunan ve Roma tiyatro oyuncularinin yüzlerine taktiklari insan, hayvan ya da hayali yaratik yüzü biçiminde nesne.
Avanos'ta Kizilirmak kenarinda bulunmustur. Kapadokya Bölgesi’nde bugüne kadar ele geçen tek lahit olmasi açisindan ilginçtir. Lahit, 1971 yilinda tesadüfen ortaya çikmis, semerdam biçimindeki kapagi kimligi tespit edilmeyen sahislarca açilmis ve içindeki buluntular ne yazikki çalinmistir. Ceset üzerinde yapilan patolojik ve paleoantropolojik arastirmalar sonucunda lahitin, saçlari kina ile boyanmis bir kadina ait oldugu anlasilmistir.
Lahit MÖ 5. yüzyil sonu, Amathus'dan, Cesnola Koleksiyonu, Metropolitan Müzesi
ANTAKYA LAHİTİ
Hatay ili. Antakya ilçesi. 2. mintika 487 parsel sayili tasinmazda yapilan bir temel hafriyati sirasinda bulunmustur.5 gün süren bir çalisma ile lahit çikartilarak müzeye getirilmistir. Sidamara tipi (sütunlu) lahit için Hatay Arkeoloji Müzesi’nde özel salon yapilmistir.Lahitin uzunlugu 2.47 m., genisligi 1.22 m.. yüksekligi 1.20 m.dir. Antakya Lahiti’nin M.S. 265-270 yillari arasinda yapildigi tahmin edilmektedir. Bu tarihlemeyi destekleyen önemli bir delil içinden çikan Roma Imparatorlarindan 2. Gordianus (M.S. 238) ile Imparator Gallienus ve karisi Salonina’nin (M.S. 253-268) altin sikkeleridir. Gallienus sikkes M.S. 260-270 yillarinda Roma’da basilmis olan, Lahtin tarihlenmesinde önemli delildir.
HELENISTIK DÖNEM TERAKOTA BIR LAHIT ÖRNEGI
Aphrodisias Afrodit’i de aslinda karakter olarak Yunan Afrodit’inden bir hayli ayrilmaktadir. Daha çok, Anadolu’daki toprak, yeralti ve bereketi de simgeleyen Ana Tanriça Kibele’ye benzemektedir. Bir bakima Efes Artemis’i ile de benzesir.Lahitteki tasvir bunu simgeler .AFRODISYAS ANTIK KENTINDEN BULUNMUSTUR.
M.S.V.yüzyil Erken Roma Dönemi’ne aittir.Perge ’deki Hellenistik Devir çalişmalarindandir
KAYSERiDE BULUNMUÃ? OLUP HAKKINDA FAZLA BİR BİLGİ YOKTUR
Metropolitan Müzesi'nde sergilenen ve 1863 yilinda dönemin ABD Tarsus Konsolos Yardımcisi Abdo Debbas tarafindan New York'a götürülen lahitin, “Abdo Debbas Lahiti” olarak anilmasi bu duruma bir örnektir. Öte yandan, 7 yil süren karşilikli görüşmeler sonunda yurdumuza geri getirilen Mezzacapa Lahdi de, kaçakçisinin ismini taşiyan di?er bir örnektir.
Herakles Lahdi 1958 yılinnda Konya-Beyşehir yolunun 60 kilometresindeki Tiberiopolis kenti kalintisinda bulunmuştur. Roma dönemine, 220-260 yillarina tarihlenmiştir. 2.50 x 1.30 m. boyutlarinda ve 1.70 m. yüksekliğindedir. Dört cephesinde Herakles'in 12 işine ait rölyefler vardir. (Konya Arkeoloji Müzesi)
Ağlayan Kadinlar Lahdi 1887 yilinda Sayda'da sabanla tarlasini süren bir köylü tarafindan bulunmuş, Osman Hamdi Bey tarafindan istanbul'a getirilmiştir. Dünya lahitlerinin en önemlilerinden biridir. Hellenistik dönem eseridir. M.Ö. 360 yilinda ölen Sayda Krali Straton'a ait olduğu tahmin edilmektedir. Yüksekli?i 2.97 m., uzunluğu 2.54 m., en 1.37 m.'dir. Lahdin üzerinde kralin ölümüne ağlayan kadinlarin ve cenaze kortejlerinin rölyefleri bulunmaktadir. Yapiminda birden çok heykeltiraşin çaliştıği anlaşilmaktadir.
(istanbul Arkeoloji Müzesi)
Topkapi Arkeloji Müzesi'nde bulunan lahidlerin en güzellerinden biri de Sidamara lahidir. Konya Ereglisi ile Karaman yolu üzerinde, Sidamara denilen mevkide bulundugu iç in bu isimle anilmaktadir.M.S.3. yüzyila ait bu lahdin sahibinin heykeli kapaktadir, fakat kim oldugu bilinemiyor. Lahdin kapaginda ve dört yaninda bulunan kabartma heykeller çok çesitlidir ve bir sanat harikasi sayilmaktadir. Sahibi gibi heykeltirasi da bilinmeyen bu heykel çok iyi korunmustur ve ziyaretçileri hayran birakmaktadir.
Topkapi Müzesi gibi, onun hemen yaninda bulunan Arkeoloji Müzesi de sanat harikalari en güzel örnekleri buradadir.Eski çagin en güzel eserlerinden biri olan Büyük Iskender'in lahdi de burada bulunuyor. 1887'de, Lübnan'in Sayda Sehri yakinlarinda Türk müzelerinin kurucusu Osman Hamdi Bey tarafindan ortaya çikarilarak Istanbul'a getirilen bu lahid, en iyi korunmus bir eserdir.Beyaz ve temiz bir mermerden yapilan lahdin, ev çatisi gibi üçgen bir kapagi vardir. Lahdin dageri, üzerindeki kabartmak heykellerden ileri geliyor. M.Ö.4. yüzyilda hüküm süren Makedonya Krali Iskender için yapilan bu lahdin uzun yanlarindan birinde Iskender'in Perslerle yaptigi savas tasvir postu basligi ile ve saha kalkmis atinin üzerinde gösteren bir kabartma var. Sag uçta ise savasan askerler yeraliyor.Lahdin öbür yaninda bir av sahnesi görüyoruz. Iskender burada atini dörtnal sürerken görülüyor.Ölçü. Ahenk, güzellil ve anlam bakimindan. Eski çag heykelciliginin saheserlerinden sayilan lahid seyredenleri hayran birakmaktadir.
KAYA MEZARLARI (Kral Mezarları)
Definecilerin kral mezarları dedikleri bir birinden güzel yapılarla bezenmiş muhteşem göz kamaştırıcı sanat eserleridir. Ne var ki define bulma tamahkarlığı bu yapıların bir çoğunu yok etmiştir.
Kaya mezarları, kayaların fiziki yapıları uygun olan yerlere kaya oyularak mağara şeklinde yapılmıştır,iç ve dış cepheleri bir çok figürlerle süslenmiş olanları da vardır. Kaya mezarları Tümülüs mezarlarından olduğu gibi toplumun içinde statüsü birinci derecede olan şahıs ve aileleri için yapılırdı. Kutsal anıtsal mekanlardır. Kaya mezarları çoğu kez, aileler için yapılırdı, Ailede ölenlerin cesetlerini mezar odasına koymak için giriş bırakılırdı, bu tür odaların girişleri basamaklı,kabartma süslemeler yer almaktadır. bunların üstüne küçük toprak yığını oluşturulurdu (tümsek)
Bir çok kaya mezarlarının dış cephelerine, ölen kişi yada ailesi hakkında tarihi ve kutsandıklarına dair bilgiler yer almaktadır, mezar odalarına Tümülüs yapılarından olduğu gibi, cesetler taş yada ağaç lahitler içinde, altın,gümüş değerli taşlar, süslü giysileri, metal yada topraktan yapılmış eşyalar,fayans kaplar yad a heykeller, gibi bir çok eşya bulunabilmektedir.
MENHİR MEZAR TİPİ
Megalit bir yapı veya anıt oluşturmak amacıyla kullanılan büyük bir taştır. Bu yapılar bir veya birkaç megalitten oluşabilir. Megalitik sıfatı bu tür taşlardan yapılmış
anlamını taşır, taşlar harçla değil birbirlerine geçmeli olarak bir arada dururlar. Sözcük, Yunanca µ???? megas (büyük) ve ????? lithos (taş) sözcüklerinden türetilmiştir.
Megalitler başlıca iki grupta toplanabilir: Dayanak gerektirmeden ayakta duran taşlar; bunlar yalnızken "Menhir" , bir doğru veya daire şeklinde dizilirse "Cromlech" (Kromlek) adını alırlar.
H Ö Y Ü K
Geçmişte insanlar tarafından muhtelif defalar iskan edilmiş ve günümüzde çoğunlukla küçük birer tepe şeklini almış olan antik köy veya şehirlerdir.
Höyük, çok eski bir yerleşme yerinin zamanla toprakla örtülüp tepe biçimine gelmiş halidir. Höyükler genelde üst üste gelmiş çok evreli yerleşim yeri birikimleridir. 1-40 metre yükseklikte ve 1000-1500 metre genişlikte olurlar. Uygarlıkların araştırılmasında önemli referanslardır.
Höyükler, günümüze göre en yakını en üstte olmak üzere eskiye doğru uzanan bir katmanlaşma gösterirler.
Orta Anadolu höyüklerinde neolitik, kalkolitik, ve tunç çağı yerleşmelerinin üzerinde, Frig, Hitit, Selçuklu ve Osmanlı yerleşimleri görülebilir. Hatta modern yerleşimlerin bir kısmı da höyükler üzerinde kuruludur. Anadolu’da yaklaşık 20.000 höyük bulunduğu tahmin edilmektedir.
(Alıntı)






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder